|
Bağışla beni anne!..

Anneler günü hikâyesi şöyle başlar;
Amerikalı Anna Jarvis’ in çok hasta bir annesi vardır. Tüm çabalarına rağmen annesini yakalandığı hastalığın pençesinden kurtaramayarak 1908 yılında kaybeder.
Jarvis annesine olan sevgisini ölümsüzleştirmek için yaşadığı kentin yetkililerine gidip yılın bir gününü annesine adanmasını ister. Israrlı ve kararlı duruşu sonucu mayıs ayının ikinci haftasının Pazara gelen günü o eyalette anneler günü ilan edilir.
Jarvis’ in yaşadığı eyalette Anneler gününe gösterilen yoğun ilgi üzerine Amerikan senatosu 1914’te bunu tüm ülkede resmileştirir. Amerika’dan dünyaya zaman içinde yayılan anneler günü Türkiye’de 1955’te kutlanmaya başlanır. Jarvis’ in hikâyesi aşağı yukarı böyle.
Birde bizim;
Zarife Xanım’ ların, Leyla Qasım’ların, Metin’ lerin, Mizgin’ lerin, Berfin’ lerin, Berivan’ ların, Mervan’ ların, Hayri’lerin, Mazlum’ların, Ferhat’ların, Mahsum’ların, Agit’lerin, Şevket’lerin, Nevzat’ların, Deniz’lerin, Mahirlerin, Kaypakaya’ların annelerinin hikâyelerine bakalım.
“…Onlar ki dil bilmez usul bilmez,
Yaban ellerde…”
Koskoca şehr-i İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünü bilir. Metris’in önünü bilir. Mamak’ı, Buca’yı, Burdur’u, Diyarbekir’i, Gayrettepe’nin soğuk hücrelerini bilir. Onlar 21  Mart’ta Newroz’u bilir. Onlar 1 Mayıs’ı bilir. Onlar 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü bilir. Ve onlar meydanları bilir. Onlar kahpe savaşlarda yitip giden çocuklarını bilir. Onlar açlık grevlerinde eriyen bedenlerin ölüm orucuna yatışını bilir. Onlar evlatlarından 365 günün birini değil hepsini istemeyi bilir.
Anneler günü hep içimi yakmıştır. Bir Amerikalı kızın annesinin ölümü tüm dünyada yüzyıla yakın bir süredir anılır ve üzüntüsü paylaşılır. Herkes o gün annesini hatırlar. Bir çiçeğin içine sığdırır ana sevgisini.
Ya ben. Ya ben sevgili annem hiç unutmadım ki seni. Hep yüreğimde, hep yanı başımda oldun. Dağda yorganım, cezaevinde katığım, ölüm orucunda direncim oldun. Yemedin yedirdin, içmedin içirdin, giymedin giydirdin.
Sen cezaevi önünde jandarmayla boğuştun meydanlarda polisle çatıştın. Karakollarda ihanet zincirlerini kırdın benim anam, ellerinden öperim…
Ali Şêr’ in can yoldaşı, ihanetin en kötüsüne uğrayıp başını kestirip generallere armağan eden Zarife anam, Bağdat’ta uçak kaçıran hayatının baharında idama giden Leyla anam, Newroz’u kendi bedeninde bir meşale gibi Diyarbekir surlarında yakan Zekiye anam, teslimiyeti ihanet görüp ölümü kutsayan Mizgin anam seni bir güne sığdıramam bir çiçekle sevemem ki.
 Ne İsa’nın Meryem’i ne Muhammed’ in Rabia’sı nede Lenin’in Krpuskaya’sı çekmedi senin çektiğin acıyı. Görmedi senin gördüğün zulmü ama sen yılmadın, örtmedin yüzünü, karalar bağlamadın, dönmedin sırtını evlatlarına. Acıda, kederde, sürgünde, işkencede, kahpe pusularda hep evlatlarının yanında oldun. Ellerinden öperim annem…
Anneler günün kutlu olsun Zarife Xanım, anneler günün kutlu olsun. Leyla Qasım, Anneler günün kutlu olsun Kürt prensesi Leyla Bedirxan. Anneler günün kutlu olsun Zekiye, Mizgin ve daha niceleri.
Günün Kutlu olsun Ali Şer’i, Şeyh Said’i, Seyid Rıza’yı doğuran ana. Günün Kutlu olsun Sımko’yu, Qazi Muhammed’i, Barzani’yi, Qasımlo’yu. Fayık Bucak’ı doğuran ana. Günün kutlu olsun  Bediüzaman’ı, Cigerxuyn’ı, Feqiye Teyran’ı doğuran ana. Günün kutlu olsun Saitleri, Feritleri, Yaşarları, Vedatları doğuran ana. Günün kutlu olsun Mahir’leri, Deniz’leri doğuran ana. Ellerinden, ellerinden öperim.
Ey tarih işte Jarvis’in annesi işte benim anam kararını ver; hem de şimdi!
Bir gün yeter mi benim anama. 365 günün 365’inide versen anamın hakkını ödeyebilir misin? Ey tarih yap seçimini, seçebilirsen seç yılın annesini.
Anaların en iyisi, anaların en güzeli, anaların en kutsalı... Ne olur kızamayın bana yapamadım seçimimi seçemedim yılın annesini.
Ellerinden ellerinden öperim cennetin, ayaklarının altında değil, ta kendisi olan anam.
Ellerinden, ellerinden öperim. Dicle ile Fırat’ın kutsadığı anam… |